Bliss

Mart 15th, 2012

Dönemin Başbakan’ı Erbakan’a telefon açan Çevik Bir: ”Eğer maaşlarımızı arttırmazsanız bildiri yayınlayacağız.”

28 Şubat dönemiyle ilgili Kanal 24 ekranlarında yayınlanan ‘Keşke Olmasaydı’ programında çok konuşulacak iddialar ekrana geldi.

ÇİLLER’İN DANIŞMANI ANLATTI

Askerin o süreçteki aktif rolü ve Batı Çalışma Grubu’nun faaliyetlerinin anlatıldığı programda Tansu Çiller’in danışmanı yazar Hüseyin Kocabıyık’ın dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir arasındaki telefon görüşmesini anlattı.

EĞER MAAŞLARI ARTTIRMAZSANIZ BİLDİRİ YAYINLAYACAĞIZ

Kocabıyık, Çevik Bir’in etrafına topladığı genç subaylara, TSK’nın gücünü göstermek için yaptığı telefon görüşmesini bizzat şahitlerinden dinlediğini aktardı. Kocabıyık, ‘Anlatacaklarımı bizzat Çiller’den ve Çevik Bir’in çok yakınındaki bir Kurmay Albay’dan dinledim. Bir gün Çevik Bir yanına topladığı genç subaylara ‘Bakın ne yapacağım’ deyip telefona sarıldı. Başbakanla görüşmek isteyen Çevik Bir, kısa bir süre sonra Erbakan’la görüştürülür. Çevik Bir, Erbakan’a, ‘Sayın Başbakan TSK personeli maaşlarıyla ilgili gerekli düzenlemeyi ve iyileştirmeyi yapmazsanız hakkınızda bildiri yayınlayacağız’ demiş ve çat kapatmış. Ve bu artış sağlanıyor’ diye konuştu.

Mart 15th, 2012

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Sivas Davası’nda zaman aşımı kararının verilmesine ilişkin açıklama yaptı.

Kararla ilgili Yargıtay süreci var, süreç henüz tamamlanmadı.

Göz göre göre insanların otelde kalmalarına sebep olup yanmalarına neden olmak var. Kusurlu oldukları düşünülen kamu görevlileri konusunda bir yargılama yapılabilir.

Dönemin valisinden hükümette sorumlu kişilerden görüşmeler yapıldığı iddia edilen kişilerden soruşturma yapılarak asli fail olarak yargılanmasalarda soruşturma kapsamında gereken yapılacaktır.

Karar sebebiyle yargı sistemimizde bir arıza olduğu düşünülüyorsa bu konuda yeni bir yasal düzenleme yapılacağına inanıyorum.

ESENYURT YANGINI

Dün başbakanımız ifade etti. Trilyonluk yatırımların yapıldı bir işyeri inşaatında insan hayatı bu kadar ucuz görülmemeleri. İşçi sağlığı konusunda işverenler son derece hassas olmalı. Bir inşaatta işçiler yardıma muhtaç bırakılmışsa işveren haksızdır. İşyerlerinde tüm eksiklikler tespit edilmeli ve gereği yapılmalı. O 600 milyon liralık iş yeri gibi 6 taneyi bir araya getirseniz bir insan hayatı kadar değerli değildir.

CIA BAŞKANI BAŞBAKAN GÖRÜŞMESİ

Diplomatik kuralların nasıl ölçüldüğünü bilemem ama CIA başkanı sadece ABD için değil bütün dünya için uğraşan bir istihbarat örgütü ve böyle bir örgütün başında olan kişiyle Başbakan’ın kendisini kabul etmesinde ben hiç bir sakınca görmüyorum.

KOMİSYON KAVGALARI

4+4+4 yeni eğitim sistemimizin parlemento görüşmeleri sırasında muhalefet yasanın çıkmasıyla ilgili uygun bulmuyorlarsa gerekli şekilde görevlerini yapsınlar. İç tüzüğün müsade ettiği sürece gereken herşeyi yapabilirler. Kavga çıkarıp hakaret edilen bir Meclis Türkiye’de olmamalı.

Mart 15th, 2012

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç Avrupa’nın sömürgecilikle bugünkü zenginliğini elde ettiğini söyledi.

SONSAYFA.com-ÖZEL HABER 


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç Avrupa’nın sömürgecilikle bugünkü zenginliğini elde ettiğini söyledi. Ankara Milletvekili Denemeç, Avrupa’nın kendi dinamikleriyle bir anda zenginleşmediğini, diğer ülkeleri ekonomik ve teknolojik olarak sömürerek bugünkü zenginliğe ulaştığını vurguladı. Denemeç sözlerini şöyle sürdürdü: “Keşiflerle birlikte sömürgeler ortaya çıkmaya başlıyor. O dönemde ekonominin çarklarını tarım döndürüyor. Büyük Amerika kıtasından Avrupa’ya kaynak aktarımı oluyor. Avrupa’nın zenginliği kendiliğinden, kendi imkânlarıyla olmuş bir şey değil. Çeşitli coğrafyalardan değerlerin buraya aktarılmasıyla olmuştur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ekonomik nedenlerden dolayı çıkmıştır. Çünkü o dönemde Almanya’nın sömürgeleri yoktur.”  

Anadolu Fikir Platformu’nun (AFP) Salı Söyleşileri’nin bu haftaki konuğu AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Reha Denemeç oldu. Ar-Ge, Yenilikçilik ve Ekonomi konulu bir sunum yapan Denemeç, Türkiye’nin ekonomi tarihine ışık tutacak bilgiler verdi. 

AK Parti Özal’la Aynı Modeli Uyguluyor 

Türkiye’nin ekonomi tarihinden kısaca bahseden Reha Denemeç, şunları söyledi: “Türkiye 13 milyon nüfusuyla savaştan çıkmış bir ülke. Hem para hem insan sermayesi olmadığı için sıkıntı içinde. Osmanlıda bir iş bölümü var. Türkler devlet yönetimi, askerlik ve tarım işine bakıyor. Zanaat ve ticaretle Gayrimüslimler uğraşıyor. Mübadele ve tehcir nedeniyle Birinci Dünya Savaşı sonrası ciddi bir insan kaynağı sıkıntısı doğmuştur. O nedenle kurulabilecek büyük tesisleri ve fabrikaları ancak devlet kurabiliyor ve böylece KİT’ler ortaya çıkıyor. Bu modeli teşvik eden bir neden de 1929’da Amerika’da ortaya çıkan büyük ekonomik buhrandır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de çok büyük bir değişim olmuyor. 1950’de iktidarı devralan Demokrat Parti’nin ekonomik modeliyle iktidarı devreden CHP’nin ekonomik modeli arasında ciddi bir fark yoktur. 1960 Darbesi’nden sonra kurulan iki kurum var. DPT ve TÜBİTAK. 60’lı yıllarda ithal ikamesi modeli kuruluyor. İthal edilen tüm ürünleri Türkiye’de üretmek üzerine kurulmuş bir sistemdir bu. 50’de Kore büyük bir savaş geçiriyor. Ekonomisi çok zayıf. Onlar ihracat odaklı bir model benimsiyorlar. 80de Türkiye ekonomisi yakalıyorlar ve bugün çok iyi durumdalar. 83’te Özal iktidara gelince model değişti. 84’ten itibaren ekonominin çok hızlı geliştiğini görüyoruz. Bugün bu ekonomik seviyeyi yakalamışsak 25 sene önce Özal’ın yapmış olduğu ekonomik sistem sayesindedir. AK Parti de aynı modeli sürdürmektedir.” 

Koalisyon Dönemleri Sıkıntılıdır 

Denemeç, koalisyon dönemlerinde genelde ekonominin sıkıntıya girdiğinin altını çizerek, “çünkü menfaatler uyuşmaz. Kore’ye demokrasi geç geldiği için onlar kalkınmayı tamamlamışlardı. Çünkü demokrasinin bir takım negatif etkileri vardır. Bunu, kalkınmayı demokratik olmayan bir ortamda sağlayalım diye söylemiyorum. Sadece bir realiteden bahsediyorum” dedi.

Türkiye’nin Kallavi Zenginlerinin Büyük Bir Bölümü Devlet Eliyle Zengin Edilmişlerdir 

Türkiye’de 2004’te sağlık ve eğitime ayrılan bütçenin ilk defa savunmaya ayrılan bütçeyi geçtiğine işaret eden Denemeç, “95 yılındaki Gümrük Birliği olayı önemlidir. İthal ikameden dolayı gümrük vergileri çok yüksekti. Gümrük Birliği Anlaşmasıyla birlikte Türkiye’den AB’ye, AB’den Türkiye’ye gelen tüm ürünlerde gümrük sıfırlandı. Türkiye’nin kallavi zenginlerinin büyük bir bölümü devlet eliyle zengin edilmişlerdir. Onlar 70’li yıllarda AB’ye girişimize karşı çıkmışlardır. 95’li yıllarda Gümrük Birliğiyle birlikte bu oyun bozuldu. Gümrük Birliğiyle birlikte rekabet başladı ve dolayısıyla Ar-Ge önemli hale geldi. O zamana kadar Ar-Ge’ye gerek yoktu çünkü sanayici ürettiği ürünleri istediği fiyattan satabiliyordu. Rekabetle birlikte satamaz oldu. 2000’li yıllarda teknoparklar onun için kuruldu. 2002–2003 yıllarında iki tane teknoparkımız vardı. ODTÜ ve Bilkent’te birer tane vardı. Biz geldiğimizde oradaki şirketlere muafiyet 5 yıldı. Biz onu on yıla çıkardık. Bugün 40 civarında teknoparkımız var” ifadelerini kullandı. 

Ekonomide Güven Çok Önemlidir 

İktidara talip olduklarında ‘ekonomiyi nasıl ayağa kaldıracaksınız?’ diye soranlara “güven ile ayağa kaldıracağız” dediklerine vurgu yapan Denemeç, Türkiye ekonomisini 2001’deki halinden bugünlere güvenle getirildiğini, güvenin çok önemli olduğunu kaydetti. 90’lı yıllarda her köşe başında bir döviz bürosu bulunduğuna dikkat çeken Denemeç, şunları dile getirdi: “Çünkü ekonomiye güven olmadığı için elindeki Türk parasını anında dövize çevirirdi. Şimdi çok az sayıda döviz bürosu var. Bunun nedeni güvendir. Verdiğiniz sözü yerine getiriyorsanız, yapamayacağınız şeyin sözünü vermiyorsanız bu güven oluşuyor. Bu güven ortamını biz 10 yılda ancak yakaladık. Öyle kolay olmuyor. Şuan başbakanımızın ve başbakan yardımcımız Ali Babacan’ın ağzından çıkana artık piyasalar tamamen güveniyor. Çünkü bir güven var. Başbakanımız rahatsızlandığında ak partiye oy vermeyenler bile Allah sağlık versin dedi. Çünkü insanlar yatırım yapmışlar. Ellerindeki imkânları kaybetmek istemiyorlar.” 

Ancak Katma Değeri Yüksek Ürün Üreterek Cari Açıkla Mücadele Edilebilir 

Konuşmasında cari açığa da değinen Genel Başkan Yardımcısı Denemeç, şunları kaydetti: “Cari açık kabaca ithal ettiğiniz ürün ile ihraç ettiğiniz ürün arasındaki farka denir. Türkiye’nin ithalatı ihracatından fazla olduğundan dolayı Türkiye’nin cari açığı hep olmuştur. Cari açığı ortadan kaldırmanın tek yolu vardır o da yüksek katma değerli ürün üretmektir. Şuan için bir kg malımızın ortalama değeri 1 Dolar dolaylarında. Almanya’nın ihracatı bizim on katımızdan biraz fazla. Almanya’nın bir kilogramlık ihracatının değeri 4,5 Dolar. Arada 3,5 Dolar fark var. Bu ağırlıklı olarak kardır. Çünkü Almanya katma değeri yüksek ürün üretir. Yüksek katma değerli ürün üretmenin yolu farklı ürün üretmekten geçer. Biz geldiğimizde bir çalışma yaptık. Katma değeri yüksek ürün üretmenin yolunu aradık. Bunun için beyaz eşya ve otomobil sektörü gibi önemli sektörleri ele aldık. Teknopark dışında Ar-Ge tesisleri kurma yoluna gittik. 2008 yılında Ar-Ge kanununu çıkardık. 50’den fazla Ar-Ge personeli olan firmalara veya çeşitli AB projeleri olan firmalara destek verdik. Bir yıl evvel 89 tane Ar-Ge firması kurulmuştu. Demek ki verdiğimiz teşvik işe yaradı. Keşke bizden önce yapılmış olsaydı.” 

Özelleştirmeler Doğru 

Özelleştirme ve yabancı sermaye konusunun Türkiye’de çok konuşulduğunu, hükümetin özellikle de özelleştirmeler nedeniyle yoğun eleştiri aldığını hatırlatan Denemeç, bu eleştirilerin haksız yere yapıldığına vurgu yaptı. Denemeç, “ülkenin kaynakları kıt olduğu için yatırım yapamıyoruz ve istihdam sağlayamıyoruz. O nedenle dışarıdan kaynak arayışına gittik. Sömürgecilik ile birlikte Avrupa’ya büyük bir kaynak aktı. Bu durum İkinci Dünya Savaşı’na kadar devam etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra teknoloji ve finans ile sömürme dönemi başladı. Dünya Bankası ve IMF bu görevi icra etti. Bunlar verdikleri sinyallerle ülkeleri çok ciddi sıkıntıya sokuyorlar. Bu iki kurum bir ülkeyle ilgili kırmızı alarm verdiğinde o ülke biter. Türkiye bu şekilde 19 kez sağıldı. Avrupa ülkeleri ürettikleri teknolojiyle müthiş paralar kazandılar. Sermayeyi geri kalmış ülkelerden kendi ülkelerine transfer ettiler. Bir makineyi 100’e üretip 500’e sattılar. Müthiş paralar kazandılar. 1990’ların ikinci yarısında bu durum değişti. Çin ortaya çıktı. Çin 100’e üretileni 60’a üretti, 100’e sattı. Bu durum Avrupa’nın ekonomisini alt üst etti. Eğer ekonominizi güvenli mecrada götürebilirseniz dışarıda çok sermaye var. Hem batıda hem doğuda var. Yabancı sermayenin hiçbir zararı yoktur. Türk Telekom (TT) 25 yıllığına verildi ve hala bir miktar hissesi devletin elinde ve karar verici devlettir. TT özelleştirildiğinde 21 milyon abonesi vardı bugün 16 milyon abonesi var. TT farklı ürünler üreterek bugünkü karları elde ediyor. Devletin elinde olsaydı bugün daha az aboneyle büyük zararlar ederdi ve bizim vergilerimizle finanse edilirdi. Aynı durum TÜPRAŞ ve diğer kurumlar için de geçerli. TÜPRAŞ’ı rekabet edebilir hale getirmek için 1 Milyar Dolarlık yatırım yapmamız gerekiyordu. Bunu yapmadık ve 4 Milyar Dolara bir Türk firmaya sattık. Rekabetin önünü açtık. Aynı alanda şimdi Azeriler 5-6 milyar Dolarlık yatırım yapıyorlar. Özelleştirmelerden devlet hep kar elde etmiştir. Şunu da belirtmem gerekiyor: Türkiye’deki yatırımlar özelleştirmeden gelen paralarla değil faiz oranlarının düşmesi nedeniyle kasamızda kalan paralarla yapıldı. Biz geldiğimizde faiz oranları çok yüksekti ve devlet bütçesinden faiz ödemelerine çok yüksek bir oran ayrılıyordu. Zamanl düşen faiz oranları nedeniyle devletin faize ödeyeceği para kasasında ve bunlar halkımıza yatırım olarak döndü.” 

Reha Denemeç:

1961 Elazığ doğumlu. ODTÜ Ekonomi Bölümü mezunu. ABD’de yüksek lisans yaptı. 15 yıl DPT’de çalıştı. Parti kurucusu. 10.5 yıldır siyasetin içerisinde. Tayyip Bey’in danışmanı, veri koordinatörü olarak çalıştı. Seçime kadar MKYK üyeliği yaptıktan sonra 2002’den itibaren Ankara milletvekili olarak hizmet ediyor.

Mart 15th, 2012

Başbakan Erdoğan, tartışmaların başlamasından bu yana ilk kez cemaat-hükümet tartışmaları ile ilgili sorulara cevap verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cemaat-hükümet kavgası ile ilgili tartışmaların başlağı günden bu yana ilk kez bu konuya girdi. Başbakan Erdoğan, Karadağ Başbakanı Igor Luksic’le yaptığı görüşmenin ardından yaptığı basın toplantısında gazetecilerin sorularına cevap verdi.

Hükümet ve cemaatin arasının açık olduğu iddialarını cevaplayan Başbakan Erdoğan, Startfor raporlarını yayınlayan Taraf Gazetesine gönderme yaparak ‘Gazetede çıkan dedikodulara itibar etmiyorum..’ diye konuştu.

Erdoğan, bir diğe soru üzerine Suriye’de kayıp 2 Türk gazeteci için Dışişleri’nin girişimlerde bulunduğunu ifade ederek, Kilis’te bir konteyner kentin kurulacağını da söyledi..

Erdoğan, Suriye’ye giden ve kendilerinden 5 gündür haber alınamayan Gerçek Hayat dergisinin Ortadoğu temsilcisi Adem Özköse ile kameraman Hamit Coşkun ile ilgili “İki arkadaşımızla ilgili Dışişleri Bakanlığı nezdinde çeşitli girişimler yapıldı. Süreç yakın takiptedir. Bazı dedikodular duyuyoruz, takip edeceğiz. Uluslararası camiayı bu noktada uyarıyoruz. Başta İran olmak üzere bu noktada hassas olmalarını istiyoruz.

İşte Erdoğan’ın yaptığı o kunuşmanın görüntüleri

Mart 15th, 2012

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, katıldığı canlı yayın programında gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay yaptığı açıklamada; Türkiye’de bulunan Suriyeli sayısı birara inmişti şuanda 15 bine çıktı sayılır, Türkiye olarak biz bunları çok yakından takip ediyoruz aslında Suriye yönetimi Türkiye’ye geçemesinler diye mayınlama yapıyor, geçenlere silahlı müdahale yapılıyor. Bunlar olmasa tabii ki Suriye’den kitlesel geçişler daha fazla olur. Suriye’den geçenler biraz daha Hatay tarafına kaydı biraz daha mayınsız alanları bularak geçmeye çalışıyorlar, Türkiye olarak Suriye ile bizim ciddi bir sınırımız var, çok ciddi bir sınır komşusuyuz, dikkatle yürütmemiz gereken bir konu buda. Geçen hafta Cumartesi günü Başbakanımızın başkanlığında bir güvenlik toplantısı yapmıştık, bunlar değerlendirildi orada. Özellikle İdlib’e yönelince orada ki yönetimin, askerlerin felan biraz daha ihlassondakika Türkiye’ye geliş olacağı bekleniyordu. Şuanda zaten Hatay’da yaklaşık gelenleri istihdam yapacağımız alanlar mevcut, bilindiği gibi daha önce duyurmuştuk Kilis’te 10 bin kişilik bir konteynır kent oluşturuyoruz. İnşallah sorunlar daha çabuk çözülür ama olabilecek geçişleri hem insani yardımlar olarak hem diğer konularda Türkiye elinden gelen çabayı gösteriyor, geçtiğimiz hafta BM’nin insan haklarından sorumlu temsilcisi de buradaydı gidip orayı da gördüler, Türkiye’nin bu konularda neler yaptığını görüyorlar.

24 SAATTE KAÇ KİŞİ GEÇTİ?

Benim aldığım bilgi kadarıyla bin, bin 100 kişi kadar bir geçiş olmuş. Sayılarla ilgili yanlış bilgiler vermemek lazım az öncede söyledim Suriye yönetiminin geçişlerle ilgili ciddi tedbirleri var. Suriye yönetimi ilk olaylar başladığında ciddi geçişler olduğunu gördü ve tedbirler aldı sınırlarda, biz her ihtimali gözönüne alarak tabii ki buna göre tedbir alıyoruz.

GENERALLERİN GEÇİŞLERİ

Şuanda yönetimle ilgili bir sorun beklemiyoruz, ordunun içinden ayrılıp subay sayısı da fazla şuanda bu general olarak ifade edilenler insanlar olarak geçişler var, 7 kişi bunlardır. Alt rütbelerde geçenler daha fazladır.

GEÇİŞLER SIRASINDA TERÖRİSTLER TÜRKİYE’YE SIZAR MI?

Bu konuda çok dikkatliyiz, dikkatli denetim yapılıyor kamplarımızın yönetiminde daha iyi tedbirler aldık, bu konuların hepsini gözetiyoruz.

TÜRKİYE TAMPON BÖLGE YAPACAK MI?

Türkiye muhtemel gelişmelere karşın, sadece Türkiye değil burada Arap Birliği var devrede, uluslararası camia var fakat daha çok Arap Birliği ile irtibatta olarak Türkiye üstüne düşeni yapıyor. Sadece Türkiye’ye gelenler yok tabii ki Lübnan ve Ürdün’e de gidenler var dolayısıyla bölgenin ihlassondakika ortak bir sorunu bu. Bu sınırlarda ilerde sizinde ifade ettiğiniz tampon bölge dahil neler yapılabilir bunlar düşünülür. Biz stratejimizi tüm boyutlarıyla el alıyor ve değerlendiriyoruz. Bunlar tabii ki muhtemel yapılacak şeyler.

MİT MENSUPLARININ İFADEYE ÇAĞIRILMASI

Başbakanlık’tan, daha doğrusu Başbakan’ın şahsından izin verilmesi istendi. MİT Müsteşarımız ve arkadaşlarıyla ilgili olarak normal çalışma şöyledir, teftiş birimimize konuyu havale ederiz çalışır önümüze bir görüş getirirler bizde ona göre bir karar veririz. Başbakanlık’ta teftiş kurulumuz var herhalde oraya bir çalışma sunulur ve Başbakanımız buna göre bir karar verecektir.

MİT-EMNİYET TARTIŞMALARI

Basında çıkan olaylar sanki orada benim başkanlığımda olan şeyler var gibi haberler çıktı, yani Türkiye’de terörle mücadele ve güvenlik konusunda koordinasyonda en iyi olduğumuz dönemdir. Yani nefsi şeyler olabilir, istihbarat kuruluşları arasında zaman zaman istihbaratla ilgili sorunlar olabilir bunlar daima olur ama şuanda bizim birimlerimiz arasında böyle bir tartışma da olmadı, benim başkanlığım ihlassondakika döneminde böyle bir olayda olmadı. En kritik güvenlik konularını böyle bir terörle mücadele döneminde müsade etmeyiz, sorun çıkaranlar olursa zaten onlar orada olamazlar. Şuanda yeni bir uygulama var istihbarattan sorumlu yöneticilerimiz ayda bir kez biraraya geliyor, şuanda Kamu Güvenlik Müsteşarlığı’nda kanun oraya verilmiş durumda, ilgili birimlerden de eleman istenenerek orada o birim çalışmaya başladı. Kamuoyuna bazen yanlış şeyler yansıyor, terörle mücadelede bunlar olumsuz olarak olabilir diye düşünmesinler.

CIA BAŞKANININ TÜRKİYE’YE GELMESİ

İstihbarat birimleri arasında ara ara paylaşım olabilir, Irak’tan dolayı ABD’ye de komşu diyebiliriz, yani MİT Müsteşarlığımızın konuğu olarak buraya geldi CIA Başkanı, Başbakanımıza da bilgi sunmuşlar görüşmeyle alakalı olarak

ULUDERE’DE SİZDEN ÖZÜR İSTEDİLER Mİ?

Uludere ziyareti benim ikinci ziyaretimdi, bu ziyaretimde Emine hanımefendi, benim eşim vardı. Çok sıcak bir ortamda geçti, vatandaşlarımızla bir dertleşme vardı. Doğrusu o ortamı biz çok önemli görüyoruz, olaydan sonra orada farklı partilerin tahrikleri oldu, bu defa öyle değildi paylaştığımız bir ortam oldu. Vatandaşların en önemli beklentisi bu olay aydınlatılsın, öncesinde ne oldu, sonrasında ne oldu? Bunu öğrenmek istiyorlar, bunu bizde istiyoruz, devlet eski devlet değil, hükümet eski hükümet değil. Bu olay farklı ihlassondakika zamanda olsaydı devletin tepkisi farklı olabilirdi, bu olay ilk olduğu zaman Genelkurmay Başkanı bir açıklama yaptı, Genelkurmay’da henüz bir rapor vermedi işin yargı, rapor boyutu devam ediyor. Gidenler getirilemiyor ama kalanların hayatına destek vermek için çaba sarfediyoruz. Yürüyen bir yargı süreci de var bu kadar üzüntünün belirtilmesi herşeyi içine alır zaten, bazen bazı kavramlar üzerinde yoğunlaşılıyor fakat ben gitmeden Başbakanımız bizzat telefonla üzüntülerini belirtti, Emine hanımefendinin orada annelerle biraraya gelmesi iyi şeyler değil mi?

BUNUN EMRİNİ KİM VERDİ BELLİ Mİ?

Bu soruşturmanın sonuçlarını bizde bekliyoruz, şuanda başka ne diyebiliriz? Bu sonuç çıksın kamuoyuyla da bunu paylaşırız.

BÖLGE HALKINDA DEVLETE GÜVENSİZLİK SÖZ KONUSU MU?

Gerek Uludere öncesi, sonrası özellikle bu yürüttüğümüz terörle mücadele kapsamında demokratikleşme süreçleri kapsamında tabii ki biz kamuoyunun nabzını iyi tutarız. Benim kendi alanımdır birazda bu, partide bu konularla ilgili çalışmalara katılırım, biz doğrusu bunu çok önemsiyoruz. Başbakanımız heray bir araştırma yaptırıyor ne oldu, ne bitti, vatandaşımız bunu nasıl karşılıyor bunu herzaman biz araştırırız. Bu konuda daha yeni çıkmış araştırmamız var, bunların sonuçlarını yayınlamıyoruz tabii ki. Kurum olarak Kamu Güvenliği Müsteşarlığı yaptırdı bu araştırmayı, bu sonuçları da biz alıyoruz. Vatandaşın devlete güveni konusunda geçmişte burada gerçekçi olalım ben bir sosyal bilimci olarak o konunun değişik boyutlarını çalıştım, Türkiye’de devlet yakın ihlassondakika zamanda vatandaşının güvenini kaybetmek için çok şeyler yapmış. Güven zedelenmesi olmuş, AK Parti dönemi o vatandaşı tekrar kazanma dönemidir. Vatandaşla diyalog, götürülen hizmetler, biz vatandaşla birarada olmayı çok istiyoruz Başbakanımızın bize en önemli talimatı budur ‘vatandaşın içinde olacaksınız’ der herzaman. Köylere kadar, gerek hükümet üyeleri olarak, gerek parti yöneticileri olarak vatandaşımıza gidip anlatmak istiyoruz. Burada samimiyet çok önemli, vatandaş şuanda devletin samimiyetini bilsin istiyoruz bundan dolayı gidip yüzyüze görüşmek kadar başka hiçbirşey etkili olmuyor.

Terörle mücadelenin bir boyutu vatandaşa sahip çıkmaktır, götürdüğümüz hizmetlerle onların önceden adım atılmasını bile hayal edemedikleri şeyler yapıldı. AK Parti’nin aslında misyonu budur.

ANKETLERDEN ÇARPICI BİR SONUÇ ÇIKTI MI?

Vatandaşın devlete güveninde artış var genel olarak bu. Vatandaş giderek şeffaflığın arttığını, hukukun arttığını görüyor. İşkencelerin olmadığı, daha hakkın, hukukun korunduğunu vatandaş görüyor.

KÜRTÇE SEÇMELİ DERS OLUR MU?

Milli Eğitim bakanımız neden olmasın diye cevap vermiş, bütün bunlar bizim ajandamızda olan konular. Bunların hepsi çalışılıyor. Bu konu özel olarak oturulup konuşulmuş bir konu değil, bizim amacımız demokratik bir Türkiye yapmak, tarafların samimi olması lazım biryandan birlik ve bütünlük korunacak, bir yandan herkes istediği hakkı olacak. Kimse bölünme işleriyle uğraşmayacak, terör olmasa bütün bu konularda daha hızlı mesafeler alınır, terör olduğu sürece atılacak adımların bir çoğu atılmaz.

NEVRUZLA ALAKALI BİR TERÖR ALARMI VAR MI?

Nevruz bir bayramdır, Nevruz bahardır yeni bir bahar anlamındadır. Çiçekler, renkler, insanın hem içinde hem toplumsal anlamda umudun arttığı bir gündür. Devlet olarak tabii ki nerede ne oluyor biz herşeyi takip ediyoruz, şuanda Nevruzla alakalı biz ciddi şeyler görmüyoruz. Biz vatandaşımızın Nevruz’u güvenli şekilde kutlaması için gereken herşeyi yapacağız.

GAZETECİLERİN TAHLİYE EDİLMESİ VE TUTUKLU MİLLETVEKİLLERİ

Türkiye son aylarda haketmediği olumsuz bir imajla suçlanıyor, uluslararası alana da sıçradı bu. Türkiye’nin suçlanması bence haksızlık ben bu tahliyelerden memnun oldum. Bizim yeni bir çalışmamız var, umarım bu alan genişler yani düşünce özgürlüğü sonuna kadar sağlansın, Türkiye o günlere ulaşsın. Ben bu tahliyeleri doğru buluyorum’ diyerek açıklamasını sonlandırdı.

Mart 15th, 2012

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Oda TV davası nedeniyle tutuklu bulunan gazetecilerin tahliyesi ve Sivas davasında zaman aşımı konusunda konuştu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ekvador Cumhurbaşkanı Rafael Correa Delgado’yu Çankaya Köşkü’nde resmi törenle karşıladı.

Gül ve Correa baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenliyor.

Basın toplantısı sırasında Gül’e gündemdeki konulara ilişkin sorular da yönetildi.

Gül, Oda TV davası nedeniyle tutuklu bulunan Nedim Şener, Ahmet Şık ve iki gazetecinin tahliye edilmesine ilişkin, “Tahliyeler bizi memnun etmiştir. Türkiye’nin imajına katkı sağlamıştır” dedi.

Gül, Sivas davasında zaman aşımı konusunda da konuştu. Gül, “Bu konu tam olarak aydınlatılmış değil. Yargılama süreci henüz bitmedi.” diye konuştu.

Mart 15th, 2012

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, çocukların eylemlerde kullanılmasına tepki gösterdi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, çocukların eylemlerde kullanılmasına tepki gösterdi. Baydemir, ‘Çocuğun yeri sokakta eyleme katılmak, panzere taş atmak değildir. Çocuğun yeri okuldur” dedi.

Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünce yürütülen ‘Önlemek Bilmekten Geçer’ adlı Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme Eğitimleri Projesi kapsamında sempozyum düzenlendi.

Sempozyumda bir konuşma yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, çocukların eylemlere katılmasını sert bir dille eleştirdi.

Osman Baydemir, ‘Çocuğun yeri sokakta eyleme katılmak, panzere taş atmak değildir. Çocuğun yeri okuldur, okul bahçesi, oyun gruplarıdır. Çocuğun elinde taş ve sopa değil, kalem olmalıdır’ dedi.

Sempozyuma Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, İl Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Oktay Taş ve öteki yetkililer katıldı.

Mart 15th, 2012

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, tek adam iddiasında olanların önce kendi partilerinin tarihine bakması gerektiğini söyledi.

Sivas olayları ile ilgili de konuşan Günay, Sivas katliamı, Başbağlar, Bingöl’deki çocuklar öldüğü zaman DYP, SHP koalisyonu olduğunu hatırlatarak, “Demirel Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan Yardımcısı. Bir yönetim zafiyeti olduysa tam o dönemde oldu.” dedi.

tv8′de Erkan Tan’ın konuğu olan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. AK Parti’ye yönelik tek adam iddialarına sert cevap veren Bakan Günay, “Başbakanımızın toplumda ve parti içerisinde elbette itibarı var. Başarılı insanların bir karizması olur tabii ki; ama bunu tek adam diktatörlüğü gibi tarif etmek yanlış olur. Tek adam iddiasında olanlar önce kendi partilerinin tarihine baksınlar. Oralarda ne tek adam diktatörlükleri olmuş… Sonra hep beraber demokrasi konuşalım.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de ‘sosyal faşist’ çevrelerin kendini ‘sosyal demokrat’ sandığını öne süren Günay, sözlerine şöyle devam etti: “AK Parti’nin içindeki sosyal demokrat cereyanı diğer partilerden daha güçlüdür. Türkiye’de hala sosyal demokrat kavramı varsa ben onun temsilcisiyim. Türkiye’de biraz kavramlar ve kafalar karışık. Milletin inancı ile alay eden kesimler, sosyal faşistler kendilerini sosyal demokrat sanıyorlar. AK Parti ile 27 Nisan muhtırasının arkasından bir yürek bağı ve fiili bir bağ kurduk ve aynen devam ediyoruz.” diye konuştu.

“DİYELİM Kİ 3 -5 MECZUP BÖYLE BİR OLAY ÇIKARDI; DEVLET, JANDARMA NEREDEYDİ?”

Sivas olayları davasında çıkan sonuç üzerine de açıklama yapan Günay, “Sivas olayında zaman aşımı sonucundan üzüntü duyduk açıkçası. Sivas’ta güpegündüz şehrin ortasında bir otel yakıldı. Orada bulunan herkes, 37 kişi o yangında canını yitirdi. Devletin, jandarmanın gözü önünde oldu. 20 yıl sonra bile nihai sonuç alamadık ve zaman aşımı sonucu çıktı işi bazı failler açısından durdurdu. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Yargının bunu bir sonuca bağlaması gerekiyordu.” değerlendirmesi yaptı.

“Diyelim ki 3 -5 meczup böyle bir olayı çıkardı, insanlar da bir kitle psikoloji içerisinde seyretti, peki jandarma ne yaptı? Onlar yetişene kadar değil polis, jandarma oradaydı. Türkiye’de çeşitli kılıklarda provokasyonlar yapıldı. Bunların provokasyon olduğunu görüyoruz. Kitle psikolojisini önlemek zorunda olanlar 2 dakika ötedeydi. Devlet orada görevini yerine getirmedi.” diyen Günay, Sivas olayı öncesi ve sonrasında yaşananların araştırılmasını istemeyen bir irade bulunduğunu kaydetti. Bakan Günay, Sivas olayları ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “3 Temmuz’dur Sivas olayı. Ondan bir ay önce Erzincan’ın bir köyünde 33 kişi canını yitirdi çeşitli tuzaklarla. Orada Turgut Özal’ın vefat ettiği, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu, hükümetin değiştiği, Erdal İnönü’nün vekil olduğu bir dönemdi. Turgut Özal bazı şeyleri çözmek üzereyken canını yitirdi ve hala tartışılıyor. Orada bir fetret dönemi yaşandı Türkiye’de. Bunların tamamının araştırılması lazım. Bu işleri idare eden bir irade var, hepsi araştırılmasın istiyor. Yargılamanın sağlıklı sonuca ulaşmamasını sürdürme fırsatı bulabildiler.”

Sivas katliamı, Başbağlar, Bingöl’deki çocuklar öldüğü zaman DYP, SHP koalisyonu olduğunu hatırlatan Günay, “Demirel Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan Yardımcısı. Bir yönetim zafiyeti olduysa tam o dönemde oldu. O dönemde tuzak bir dönem yaşandı. Bugünkü iktidar tam 10 yıl sonra iş başına geldi. Bunu söyleyen arkadaşlar yakın tarihe bakmalıdırlar. Oradan buraya nasıl fatura çıkarılabilir?” şeklinde konuştu.

“ASIL MÜRTECİLER VAR MİLLİ EĞİTİM DENETİMİNDE DİN EĞİTİMİ İSTEMEYEN”

Türkiye’de asıl mürteci bazı yaklaşımların, Milli Eğitim’in denetiminde din eğitimini istemediğini belirten Bakan Günay, “Milli Eğitim’in denetiminde bir din eğitiminde Cumhuriyet’e, laikliğe ne zarar gelir? Müslümanlığın devlet okulunda öğretilmesinden rahatsız olanlar da var.” ifadelerini kullandı.

4+4+4 düzenlemesi ile ilgili de açıklama yapan Bakan Günay, sözlerini şöyle tamamladı: “Meclis kürsüsünü arkadaşlar işgal ediyor. Bunlar olmaz, Meclis’te konuşanı engellemek olmaz. 90 muhalif milletvekili (komisyon üyesi olmayan) konuşmuş, 4 tane iktidar milletvekili konuşmuş. Böyle bir şey olamaz. Meclis çalışamaz. ‘Ben azınlıktayım, ama sana yeri göğü dar edip bu yasayı çıkaramazsın’ diyemezsin, demokrasiye aykırı bu. Kabul edenler, etmeyenler; çoğunluğun dediği olur.”

Mart 15th, 2012

2B kanun tasarısı Ormav ve Köyişleri Komisyonu’nda kabul edildi.

2B kanun tasarısı Ormav ve Köyişleri Komisyonu’nda kabul edildi.

Mart 15th, 2012

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan katıldığı Rekabet Kurumu’nda düzenlenen ’2012 Rekabet Raporu’ toplantısında katılımcılara seslendi.

Başbakan Erdoğan Rekabet Kurumu Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi; Sınırsız bir batı hayranlığı içinde ilerlemeyi savunanlar oldu, batıyı taklit ederek modernleşme modelleri sunanlar oldu. Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi; Batı’nın davranışlarını reddetmeyi kabul edenler oldu. Gerçekten sancılı bir iki yüz yıl yaşadık, toplumsal dokumuzla bağdaşmayan bütün bu konularda bugün bile ciddi rahatsızlıklar yaşıyoruz. Öte yandan medeniyetimizden neşet ettiği gibi temel hak ve hürriyetler konusunda belli kesimler tarafından ihlassondakika direnç sergilenebiliyor, iki yüz yıllık direnç bize şunu gösterdi; değişimin kalıcı şekilde değiştirilmesi toplumsal yapıyla mümkündür. Sadece taklit ederek, kopyalayarak başarıyı yakalamamız mümkün değildir. Mukallit, yani taklitçi her zaman aslının gerisindedir, kanunları birebir kopyalayıp topluma dayattığınızda orada başarı sağlanamıyor.

Biz değişimi çok yakından takip etmek, hızlı şekilde uyarlamak, değişimi aynı zamanda kendimiz için uygulayarak yönetmek zorundayız. Geçmişten utanarak bir değişimi asla gerçekleştiremeyiz, üstad Cemil Meriç; Ağaç kökleriyle yaşar ama insanlarla’ diyor. Geçmişi reddetmek külliyen silmek, unutmak, unutturmak bu ülkeye çok büyük acılar yaşattı ve yaşatmaya devam ediyor. Oysa biz geçmişten ilham alarak geleceği inşaa etmek zorundayız. Söylemek istediğim şudur; dünyada bugün hüküm süren menfaat odaklı sistem ne yazık ki insanı öteleyen, yabancılaştıran, insana insan olarak değil sadece bir tüketici olarak değer veren anlayışı dayatıyor. Biz buna karşı çıkan bir medeniyetin mensuplarıyız ihlassondakika her koyun kendi bacağından asılır, bu bizim anlayışımız değildir. İnsan insanın kurdudur gibi anlayışlar bizim lügatımızda bulunamaz. Bizim savunacağımız değerler bunlar asla olamaz, biz bütün bir toplum olarak, kadim bir medeniyet olarak hırsın, aç gözlülüğün, sınırsız tüketmenin karşısında şükretmeyi, kardeşini kollamayı ve gözetmeyi koymuş bir milletiz. Bizim tarihimizde günlük kazanacağını kazanıp dükkanını kapatan anlayış vardır. Biz ekonomi ile ahlâkı birbirinden ayıran değil, ekonominin temeline ahlâkı koymuş bir medeniyetin mensuplarıyız.

2008 ekonomik krizinin temel nedeni sınırsız tüketme hırsıdır, böyle bir rekabetin, böyle bir acımasız tüketimin çok daha vahim sonuçlar doğuracağını ifade ettik ve ediyoruz. Önce indirimler sonra yükselen fiyatlar bunları hep görüyoruz ama bu oyunlara gelen yokmu? Var, dünyanın bir yanında ultralüks AVM’lerde sınırsızcasına tüketirken, patlarcasına yerken dünyanın diğer yerinde günlük 1 dolarlık bile yemek yiyemeyen bir kitle var. Bugün her evde her ailenin ikişer cep telefonu varken, hayatında hiç alo diyememiş hatırı sayılır bir kitle var. 4 bin, 5 bin hacim motorlu araçlara sahip olan kişiler var, bu sürdürülebilir değildir arkadaşlar, dünya böyle bir çılgınlığı daha uzun süre devam ettiremez. Nitekim bununda bugün öncü sarsıntılarını Yunanistan’da, İspanya’da, Portekiz’de, Amerika’da bunun öncü şoklarını yaşadı ve yaşıyor. Enerjiyi, gıdayı, suyu, yeraltı kaynaklarını daha fazla tüketme hırsının, terörün, göçün, çevre felaketinin sebebi olduğunu da artık görmek zorundayız. İşte Fransa ne diyor? ‘Göçmenleri dışarı atacağım’ diyor halbuki mensubu olduğu AB’de tam aksine böyle bir fırsat, böyle bir imkan yok. Ama şuanda geldiği nokta nedir? Dayanamıyor, altından kalkamıyor ve bahaneyi orada buluyor.

Dünya yaşanamaz bir hale gelmeden bütün insanlığın paranın yenilebilen birşey olmadığını bilmesi ve buna göre tedbirler alması gerekiyor. Biz rekabeti hoş gören hatta teşvik eden bir kültürden geliyoruz, modern ekonomideki rekabeti de ihlassondakika işte böyle bir anlayışla kaynaştırmak zorundayız. Gelişmiş ülkelerden yasaları alıp ülkemizde birebir uygulamak çözüm üretmeyeceği gibi kalıcı da olmayacaktır. Adalet, hür teşebbüs, bağımsız ve adil yargı, bunlar bizim taklit etmemiz değil kendi özümüzden üretmemiz gereken kavramlardır. Biz küresel sistem bunu dayattı diye değil, adalet adına, insanlık adına bunu yapmalıyız.

Bir inşaatta yaşanan felaket yaşadık, 11 işçimiz kaldıkları çadırda yanarak hayatını kaybetti. Salı günü partimin grup toplantısında da ifade ettim. Milyarlarca lira yatırım yapanların insan hayatını bu kadar ucuz görmeleri insanlıkla bağdaşmaz. Elbette hadisenin çok boyutu var ama bugün bu yıl dönümü vesilesiyle bu acı hadisenin bir haksız rekabet olduğunu da hatırlatmak zorundayım. Düşünün bir firma yatırım yaparken her yatırımı yapıyor, güvenlik tedbirine kadar alıyor. Bir firmada bütün bunları yapıyor ama sigorta yapmıyor, sigortasız kaçak işçi çalıştırıyor. Burada aleni bir hırsızlık olduğunu görmeniz için sadece yasalara bakmanıza gerek yok, tedbir almayan firma haksız rekabete kaçmıştır. Ortada sadece cinayet değil birde hile var, hırsızlık var, dolandırıcılık var. Haksız rekabet yasaların çiğnenmesinden önce bizi biz yapan değerlerin çiğnenmesidir ki buna göz yummak mümkün değildir. Temelinde acı olan, temelinde kan, gözyaşı olan her yapı er yada geç büyük bir enkaz haline gelmiştir, gelmeye devam edecektir. Rekabeti kendi tarihimizin, kendi değerlerimizin üzerinde inşaa etmek zorundayız. Özgürlük, adalet, hak, hukuk gibi kavramlar batılı kavramlar değildir bizim yücellttiğimiz kendi kavramlarımızdır.

Özgürlüklerin gelişmesi, yatırım fırsatlarının arttırılması için reformlarımızı sürdürüyoruz ve sürdürmeye devam edeceğiz. Bizim hükümet olarak ekonomideki sorumluluğumuz bellidir, biz ihlassondakika yatırım ortamını zenginleştiriyoruz. Biz aktif dış politikayla, hukukla yatırımın önünü açıyoruz. Türkiye’nin 2002-2010 arasında ortalama yıllık yüzde 5 büyümesi 2010 yılında ve 2011 yılında dünya rekorlarını elde etmesi bizim bu hassasiyetimizin bir sonucudur. İhracatımızın 36 milyar dolardan 137 milyar dolara ihlassondakika yükselmesi bunu göstermiştir. Bu süreci kararlı şekilde sürdüreceğiz, ülke içinde rekabet ortamını hassas şekilde dengeleyerek Türkiye’nin rekabet gücünü arttırarak Türkiye’nin gücünü büyütmeye devam edeceğiz.

İthal ettiğimiz enerji nedeniyle rekabet gücümüz doğrudan etkileniyor, biz enerji kaynakları konusunda, yeraltı kaynakları konusunda zengin bir ülke değiliz. Ama biz başka ülkelerde olmayan uluslararası rekabet gücümüzü etkileyen genç, dinamik bir nüfusa sahipiz. Bugün dünya nüfusu hızla yaşlanırken biz genç ve dinamik nüfusumuzla çok önemli bir potansiyeli elimizde tutuyoruz. Bu genç nüfus ne iş olursa yaparım derse bu hiç bir anlam ifade etmez, biz eğitimli, donanımlı, çağın ihtiyaçlarına cevap veren genç bir nesil yetiştirmeliyiz. Bunu gördüğümüz için Türkiye’nin rekabet gücünü eğitimin yükselteceği alan olarak gördüğümüz için en büyük yatırımları da bu alanda yapıyoruz. Ben hep en az 3 çocuk diyorum, bunu şuanda ki ekonomik tablomuza göre söylüyorum biz bunu yakalayamazsak 2038 yılında yaşlı bir nüfusa sahip olacağız ki bu ekonomik alanda sarsacaktır. Rusya G-20 toplantısında sayın Medvedevle konuşurken ben bunları anlattım baktım döndüğümde orada da en az 3 çocuk kampanyasını başlattılar, seçim kampanyasında da Putin bunu kullandı.

Biz bu ülkede malesef eğitimi yapamadık, hep öğretimde kaldık. Şimdi bunu eğitime çevirmenin bir mücadelesini milletçe, devletçe, hükümetçe vermemiz lazım. Bu oran önce yüzde 95′e düşüyor 2002′de biz görevi devraldığımızda bu oran yüzde 32,6′ya düşüyor. Bizim iktidar dönemimizde meslek liseleri konusunda öğrenci sayısını şuan yüzde 48′e çıkartmış durumdayız yüzde 32 küsürlük oran buralara ihlassondakika yükseldi. Birden yüze kadar saymayı bilen herkes kesintisiz eğitimin meslek liselerini adeta katlettiğini görür, 20 yıldır Milli Eğitim Şûra’larında yüzde 35 genel lise olması ve yüzde 65 meslek lisesi olması savunulur ama yapılan hiçbirşey yoktur. Kesintisiz eğitim Türkiye ekonomisine olduğu kadar Türkiye’nin rekabet gücüne de ağır darbe vurmuştur. Kesintisiz eğitimi getirenler nasıl bu ülkeye yazık ettilerse bugün kademeli eğitime karşı çıkanlar da aynı mantıkla hareket ediyorlar. Zorbalıkla gelen bir düzenlemeyi biz demokrasiyle ortadan kaldırıyoruz olay budur. Topla, tankla gelen bir uygulamayı biz millet iradesiyle, Meclis’te düzeltiyoruz.

Hükümet olarak üzerimize düşeni yerine getirmeye devam edeceğiz, biz yolları açacağız. Üretim, yatırım, istihdam, ihracat için güvenli zemin inşaa edeceğiz. Bu zeminde bizi 2023 hedeflerimize inşallah dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına ulaştıracaktır. Biz ahlâkla, tarihimizden miras aldığımız kendi öz değerlerimizle büyüyecek ve bugün olduğu gibi dünya için yine model tescil edeceğiz. Büyük balık küçük balığı yutmayacak, küçük balığa kol kanat gererek onuda büyütecek. Bunuda inşallah başaracağız’ diyerek konuşmalarını sonlandırdı.